Oğuzlar Ya da Uzlar Hakkında Kısa Bilgi

Oğuz adı , “Ok” “uz”dan gelmektedir. Ok; boy, oymak, “z” de “biz, siz” de olduğu gibi çokluk ekidir. Böylece Oğuz adı, kabileler, boylar demektir. Oğuzlara, Müslümanlığı kabule ettikten sonra(X. yüzyıl),Müslüman Türk anlamına gelen Türkmen adı verilmiştir. Prof.Dr. Faruk Sümer Oğuzları kısaca şöyle açıklar; “Oğuzlar Türkiye Türklerinin atalarıdır. Anadolu’yu bir Türk yurdu yapan Türk ağacının bu büyük dalı,Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları olmak üzere pek çok devletler kurmuştur”.Oğuzların Orhun ve Selenga nehirleri bölgesinde yaşadıkları Kök Türk Yazıtlarındaki
bilgilerden anlaşılmaktadır. Oğuzlar Kök Türkler’e çok yakın bir topluluk olup, hem Doğu Kök Türkleri, hem de Batı Gök Türk toplulukları arasında yer almışlardır.Doğu Kök Türkleri topluluğu arasında bulunanlara Dokuz Oğuz adı verilmiştir.Bu, onların Dokuz boydan meydana geldiklerini ifade eder. Dokuz Oğuzların VII. yüzyılın ikinci yarısında eski Türk yurdu olan Moğolistan’da bir devletleri vardı. Bu esnada Kök Türkler’de Çin’ de tutsaklık içinde bir hayat geçiriyorlardı. Kök Türkler bağımsızlıklarını kazandıktan sonra, İI Teriş Kağan’ın idaresinde harekete geçerek Dokuz
Oğuzları yendiler; hükümdarları Baz Kağan öldürüldü ve onlar Kök Türk kağanlığına bağlandılar. Fakat Dokuz Oğuzlar bağımsız bir hayat geçirmek istiyorlardı. Bu yüzden buhranlı zamanlarda daima Kök Türkler’e isyan ediyorlardı. Hatta 740 yılından sonra Uygurlar ile anlaşarak Kök Türk devletinin yıkılmasında (744 yılı) etkili oldular.Fakat Dokuz Oğuzlar, Uygurlara karşı da ayaklandılar ise de, bu ayaklanmalar bastırıldı. Dokuz Oğuzların sonu üzerinde kesin bilgi yoktur.Batı Kök Türk topluluğu arasındaki Oğuzlar, Isık Göl’ün batısındaki Çu ve Talas
ırmakları boylarında yaşıyorlardı. Batı Kök Türkler’i devleti yıkıldıktan sonra Oğuzlar aşağı Seyhun boylarına geldiler, burayı ve ırmağın kuzeyi ile kuzey batısındaki geniş bozkır bölgesini yurt edindiler. Oğuzlar kışın bu ırmağın kıyılarında oturuyor,yazın kuzey ve kuzey batıdaki bozkırlara yaylağa çıkıyorlardı. Bu bölgede yaşayan Oğuzların bir kısmı, Kıpçakların ve Karlukların baskıları sonucunda Peçenekleri batıya iterek, Karadeniz’in kuzeyindeki Peçenek yurduna yerleştiler. Seyhun bölgesinde kalan Oğuzlar bu bölgede merkezi Yenikent olan Oğuz Yabgu Devleti’ni kurdular.10. yüzyılın sonlarına doğru İslâmiyeti kabul eden Oğuzlar, 11. yüzyılda Büyük Selçuklu Devleti’ni kurarak i Türklerin Anadolu’yu yurt edinmelerine öncülük ettiler.Anadolu’da önce Türkiye Selçukluları Devleti’ni, sonra Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran Oğuzlardır.Karadeniz’in kuzeyine yerleşen Oğuzlara Bizanslılar Uz adını vermişlerdir. Oğuzlar, burada Ruslarla savaştılar.Fakat Kıpçakların ve Rusların baskıları yüzünden 11. yüzyılın
ikinci yarısından itibaren yerleştikleri yerlerden ayrılıp Tuna’yı geçerek Balkanlara geldiler. Daha sonra Trakya
ve Makedonya’yı yağmalayarak Selanik’e ulaştılar. Ancak,Oğuzların bu İstila hareketi kalıcı olmadı. Salgın hastalıklar ve şiddetli soğuklar nedeniyle Oğuzlar ağır kayıplar verdiler.1068 yılında Macaristan’a düzenledikleri akında başarılı olamayınca, önemli bir güç olmaktan çıktılar.Balkanlara gelen Oğuzların bir kısmı, Bizans ordusunda görev aldı. Malazgirt Savaşı sırasında Peçeneklerin yaptığı gibi Bizans ordusundan ayrılarak Selçukluların safına geçtiler. Oğuzlar Bizans Devleti, Oğuzların bir kısmını Romanya’nın Dobruca bölgesine yerleştirdi. Günümüzdeki Gökoğuzlar (Gagavuzlar), buraya yerleşmiş olan Oğuzların torunlarıdır.

OĞUZLARIN BAZI ÖZELLİKLERİ
Oğuzlar, diğer Türk toplulukları gibi, at eti yemekte ve kımız içmekte idiler. Ancak İslâm dinine girdikten sonra bu geleneği bırakmışlardır. Zira mensup bulundukları Hanefî mezhebi at eti yenmesini “mekruh” saymıştır.Oğuzların fazilet telâkkilerine gelince: Bunlar; cesur insan olmak ve yoksullara yardım etmekti. Beyler’den cömert olanlar sevilir ve sayılırdı. Malını esirgeyen, cimri bir Bey’e, bir Kağan’a katiyen itaat edilmezdi. Oğuzlar ‘da hırsızlık pek ayıp bir hareket sayıldığı gibi, ağır bir şekilde de cezalandırılırdı. Yalan söyleyene asla itibar edilmezdi.Bu gibi insanların bazen yüzüne tükürülmek suretiyle tahkir(hakaret) edildikleri de haber verilmektedir. Onlar “dürüst” insanlardı. Başkasının hakkına göz dikmezler kendi haklarını da korumasını bilirlerdi. Konuk severlikleri oldukça meşhurdu.Türk kadınları pek iffetli idiler ve İslâm âleminde de böyle tanınmışlardı. Oğuzlar ahirete “ol acun”, hesap gününe “sağış”, cennete “uçmak”, cehenneme “tamu” demekte idiler. Bu kelimeler Orta Asya’da kalmayarak Türkiye’ye gelmiş ve eski eserlerimizde kullanılmıştır. Tanrı manasını ifade etmek üzere bir de Çalap adı vardır ki XIV- XV. yüz yıllarda Türkiye’de kullanılmıştır.Meselâ Hacı Bayram-ı Velînin:“Çalabım bir şar yaratmış; İki cihan arasında Bakıcak didâr görünür;Ol şehrin kenâresinde”dörtlüğü ile başlayan şiiri meşhurdur.Oğuzların din adamlarına “kam” denirdi. Şaman sözü Tunguzca’dır ve pek tabiî olarak eski Türkler’ce meçhul bir sözdür. Diğer Türk toplulukları gibi, Oğuzlar “kamlar”ın manevî güce sahip olduklarına inanıyorlar ve onlara karşı korku ile karışık
büyük bir saygı duyuyorlar, onların her türlü isteklerini yerine getiriyorlardı.
Faruk SÜMER, Oğuzlar II, Tarih Dergisi,Nisan,1987, Sayı 4,s,6,7

oguzlar